Gazeteci Hadi Özışık, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) 2002 genel seçimlerindeki büyük zaferini mercek altına alarak, partinin tek başına iktidara gelmesindeki temel faktörün “halkın aşağılanması” ve bu duruma karşı gelişen güçlü toplumsal tepki olduğunu iddia etti. Özışık’a göre, o dönemde toplumun geniş kesimlerinin kendilerini horlanmış, dışlanmış ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüş hissetmesi, AK Parti’nin siyasi sahnedeki hızlı yükselişinde kilit rol oynadı.
Özışık, Türkiye’de uzun yıllar boyunca siyasetin ve devlet mekanizmalarının belli bir zümrenin ideolojisi doğrultusunda işlediği, halkın ise yaşam tarzına, inançlarına ve siyasi tercihlerine göre ayrımcılığa uğradığı bir dönem yaşandığını belirtti. Bu tablonun, AK Parti’nin geniş kitleler tarafından bir çıkış yolu olarak algılanmasına zemin hazırladığını vurguladı.
AK Parti’nin Yükselişi: Aşağılanan Halkın Seslenişi
Hadi Özışık, AK Parti’nin ilk yıllarında dahi “namaz kılanların partisi” gibi yakıştırmalarla itibarsızlaştırılma çabalarına dikkat çekti. O dönemin egemen elitlerinin, halkın dini ve geleneksel değerlere bağlı kesimlerine karşı üstten bakan bir tavır sergilediğini öne süren Özışık, bu durumun somut örneklerini şöyle sıraladı:
- Dışlanma ve Ayrımcılık: Sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerine erişimde “laikçi” veya “cumhuriyetçi” normlara uymadığı düşünülen bireylere zorluk çıkarılması.
- Simgesel Aşağılamalar: Özellikle başörtülü kadınların üniversite kapılarından geri çevrilmesi ve kamu alanında ayrımcılığa maruz kalması.
- Hakaret İçerikli Yakıştırmalar: Toplumun belli kesimlerine yönelik “göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafa” gibi incitici ve aşağılayıcı ifadelerin yaygın olarak kullanılması. Özışık, bu tür söylemlerin halkın onurunu derinden zedelediğini ve güçlü bir siyasi karşı tepkiye yol açtığını ifade etti.
- Siyasi İradeye Müdahale: Halkın kendi temsilcilerini seçme iradesinin “devletin asli unsurları” (yargı, bürokrasi, askeriye) tarafından sürekli olarak kısıtlanmaya çalışılması ve seçilmiş siyasetçilere yön verilme çabaları.
Özışık, bu baskı ve aşağılanma ortamında AK Parti’nin, “Ben halkın partisiyim, halkı temsil ediyorum” söylemiyle ortaya çıktığını ve geniş kitlelerde umut yarattığını belirtti. Partinin, “Sen kim oluyorsun da bana ‘bidon kafa’ diyorsun? Ben halkım” diyen milyonların sesi olduğunu vurgulayan Özışık, AK Parti’nin bu duyguyu yakalayarak halkın itibarını iade etme vaadiyle iktidara geldiğini savundu.
Geçmişten Günümüze Siyasi Algının Devamı
Günümüzdeki siyasi tartışmaları da değerlendiren Özışık, AK Parti’nin ilk iktidara geldiği dönemdeki ruhu ve aldığı halk desteğini bugünkü eleştirilerden ayrı tutmak gerektiğini ifade etti. Konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bugün AK Parti’nin sorunları olabilir. Ama o günün ruhuna bakarsak, AK Parti iyi bir çözüm, iyi bir alternatif oldu. O halkın oylarıyla iktidara geldi. Aşağılanan o halk ilk seçimde AK Parti’yi tek başına iktidara taşıdı. Çünkü o halk aşağılanmıştı.”
Özışık, mevcut muhalefetin de benzer hatalara düşme potansiyeline dikkat çekerek, “Hala bu milletin değerleriyle alay eden, onlara yukarıdan bakan ‘modern’ geçinen kesimler var,” uyarısında bulundu. Halkın siyasi iradesine ve değerlerine saygı duyulmadığı sürece, benzer toplumsal ve siyasi tepkilerin her zaman ortaya çıkabileceğini belirtti.
Hadi Özışık’ın analizi, siyasi tarihteki kritik bir dönüm noktasını, sosyolojik ve psikolojik faktörlerle açıklama çabası olarak öne çıkıyor. Halkın onurunun ve temsil edilme arzusunun, siyasi sonuçları ne denli derinden etkileyebileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
